Kayıtlar

Acının İçinden Geçmezsen Dışına Çıkamazsın

Hiç birimiz acı çekmek istemeyiz. Canımızı yakacak ne varsa hepsinden kaçarız kendi yöntemlerimizle. Bazılarımız gerçeği görmezden geliriz, bazılarımız Pollyanna ya oynarız, bazılarımız da acıyı yaşamadan intikam almaya, acının nedenine odaklanırız. Yani biz hep bir yol bulur acı çekmekten kaçarız. Belki de acımızı yaşarsak kendimizi suçlamaktan korkarız, suçumuz olmasa bile. Çünkü insan en kolay kendini suçlar.  Biz acılarımızla yüzleşip onları kabullenip içinden zorda olsa geçip çıkmalıyız ve asla unutmamalıyız ki herşeyin, çektiğimiz her acının bir amacı, bize öğreteceği, katacağı bir şey vardır.  Sezen Aksu'nun bir şarkısında dediği gibi; "Acının insana kattığı değeri bilirim, küsemem Acıdan geçmeyen şarkılar biraz eksiktir" 

Devam Etmeliyiz

"Bazen rüzgarın saçımı dağıtmasına, yağmurun yüzümü ıslatmasına, birilerinin kalbimi kırmasına izin veririm. Sonra;saçımı toplar, şemsiyemi açar, kalbimi kapatırım. Hepsi bu kadar. " Böyle diyor Can Yücel bir şiirinde.  Gerçekten de bazen izin vermeliyiz kalbimizin kırılmasına, birilerinin hayatımızdan çıkmasına, bazen de acı gerçeklerin rüzgar gibi suratımıza çarpmasına. Yüzleşmeliyiz kırgınlıklarımızla, yalnızlıklarımızla, görmek istemediğimiz gerçeklerle. Ve sonra kırgınlıklarımızı toparlayıp, yalnızlığımızın keyfini çıkarıp, gerçekleri kabullenip kaldığımız yerden devam etmeliyiz. Ama devam ederken daha büyük, daha güçlü, daha deneyimli olduğumuzun farkındalığının verdiği cesurlukla devam etmeliyiz. 

Müzik Değişirse Dans da Değiişir

Yaşamımız boyunca evde; evlat, abla, abi, kardeş, okulda; öğrenci, dışarda; bir dost, işçi, kadın ya da erkek ve daha sayamadığım onlarca rolümüz vardır. Seçtiğimiz ya da zorunda olduğumuz... Peki ya rollerimiz değişirse... İnsan; doğar, büyür, gelişir ve ölür. Rollerimiz de bizimle birlikte doğar, gelişir, yok olur veya evrilir. Ve hayat bazen daha biz büyümeden, gelişmeden rollerimizi değiştirmek, büyütmek zorunda bırakır.  Mesela anne babamız yaşlandıkça roller değişir ve biz onların bakımına muhtaçken onlar bizim yardımımıza bakımımıza muhtaç hale gelirler. Bu da bizi duygusal olarak üzer, yorar. Ama yine de üstümüze düşeni yaparız. Veya çok sevdiğimiz bir mesleği yapabilmek için çalışır çabalarız ve o mesleği ediniriz. Bu mesleği edinmek için bir çoğu şeyden geri kalırız. Arkadaşlık rolümüzden,gençlik rolümüzden.. Ama bu bizi hayatımız boyunca mutlu eder.  Yani kısaca "Müzik değişince dansta değişir." Sonuçta hayatımız boyunca tek bir müzikte dans edemeyiz. 

Vazgeçmek

Hayat birçoğumuzu bir şeylerden, birilerinden, bir yerden vazgeçmek zorunda bırakır. Bize sormadan bize aldırmadan zorlar. Bazen kabullenir ve vazgeçeriz. Bazen de direniriz. O birini kaybetmeyi, o yerden gitmeyi göze alamayız. Belkide beceremeyiz... Ve önünde sonunda ya vazgeçeriz ya vazgeçiliriz. Tabi istisnalar hariç.  Kimimize iyi gelir bu vazgeçişler kimimizeyse bir çeşit ölüm. Peki ya vazgeçtiklerimiz... Aslında vazgeçmeyi en çok zorlaştıran onlar ya zaten. Ya da bizim onlara verdiğimiz değer yüzünden bu kadar vazgeçilmez oluyorlar. Peki o zaman şöyle diyebilirmiyiz"Kimse vazgeçilmez değildir, vazgeçilmez olan bizim vermeye alıştığımız değerdir"? Vazgeçtikten sonra da bir boşluğa düşeriz. Belki hemen belkide biraz sonra ama önünde sonunda ayağa kalkıp devam ederiz. Ve hayatın mutlaka bir bildiği vardır inancına sarılırız.